Home / İstanbul KütüphaneSever Kitap Kulübü “Çöplüğün Generali” Buluşması

İstanbul KütüphaneSever Kitap Kulübü “Çöplüğün Generali” Buluşması

 

 

 

Katılanlar: Ümmü Sürme, Gaye Çetinkaya, Evren Coşkun, Hülya Hasanlar, Nilgün Özten, Esmeray Karataş Ateş, Yeliz Uluçay Ören, Kenan Ören

Çöplüğün generali /Oya Baydar

Kulüp üyeleri içinde iki kişi dışında herkes ilk defa bir Oya Baydar kitabı okumuştu.

Kitapla ilgili gelen yorumlardan anladığımız kadarıyla genel olarak kitabın bilim kurgu tarzına yakın duruyor olabileceği düşünülmemiş daha çok politik ya da doğanın tahribi ile ilgili bir konu beklentisi oluşmuş. Ancak kitabın dili gayet akıcıydı. Çok kolay okunuyor. Yazar türkçeyi çok güzel kullanıyor.

Kitapta belirgin bir karakter yok hatta isim bile yok kişilerden meslek ya da durumlarıyla bahsediliyor örneğin doktor hanım, jeolog arkadaş gibi. Bu yüzden karakterleri çok sevmek ya da nefret etmek gibi bir şansınız olmuyor. Garip bir pusluluk ve bulanıklılık var. Belki bir tek Çöplüğün generali kahraman olarak öne çıktığından ya da en çok işlenen kişilerden biri olduğundan biraz daha akılda kalıyor.

Kitap yersiz ve zamansızdı. Hatta çöplüğün kendisi bile haritalarda yer almadığından kitabı okurken ciddi bir kaybolmuşluk duygusu yaşıyorsunuz. Sadece bir an kitabın içindeki kitap taslağını okurken günümüzdeki gazete manşetlerini okurmuş gibi hissediyorsunuz ya da birkaç yıl öncesinin haberlerini hatırlıyorsunuz. Örneğin mekan olarak patlayan halkalı çöplüğü hatırlanmış kitabı okuyan birkaç arkadaşımız tarafından.

Yazarın diğer kitapları daha güçlüydü örneğin “Erguvan kapısı” konusu ve anlatımıyla ve diliyle gerçekten sevilerek okunacak herkese tavsiye edilebilecek bir kitap ancak bu kitapta aynı duyguyu yaşamak ne yazık ki mümkün değil. Elbette yazarın dil kullanımı, toplum eleştirisi ya da gözlemleri çok başarılı ama bu bile diğer kitaplarında daha belirgindi.

Kitap genel olarak pek sevilmemiş ancak birçok kişi adını duyduğu bu yazarı okumuş olmaktan mutluydu en azından hakkında bir fikrimiz var şeklinde açıklıyorlar bu durumu. Kitap beynimizin bir kısmını uyarıyor özellikle unuttuklarımızı hatırlatarak ancak genel olarak edebi bir roman okumanın tadını bulamadık kitapta.

Kitabın sonunu herkes farklı algılamış bu konuda hemfikir olamadık. Kimi kahraman öldü diyor kimi sadece gerçeği gördü şeklinde yorumluyor. Hatta yazara soralım diyenler bile oldu.

Sadece Oya Baydar kitabı olduğu için ya da bu tür konulara ilgi duyan arkadaşlarımıza önerebileceğimiz bir kitap olduğunu düşündük.

Kitaba verdiğimiz puan: 6,75

 

About admin

Check Also

Stefan Zweig’ın “Acımak” isimli kitabının buluşma notları

 

24 Şubat 2013 Pazar

KütüphaneSever Kitap Kulübü

Stefan Zweig “Acımak” Buluşması Notları

Stefan Zweig/ Acımak

Bazı arkadaşlarımızın ilk defa tanıştığı bazılarımızın biyografilerinden ve romanlarından tanıdığı Stefan Zweig Acımak kitabı ile sanırım hepimizi büyüledi dersem abartmış olmam. Kulüp üyeleri olarak kitaptan sevdiğimiz kısımları tartışırken gözlerimizin parladığını hatırlıyorum insanın gerçekten edebi tat alarak bir kitabı okuyabilmesi çok büyük bir keyif ve bu kitap bunu size sonuna kadar yaşatıyor.

Doktor Cannor’un fedakarlığı ve cefakarlığı, Balinkay’ın eski arkadaşlarına yani meslektaşlarına olan yardımseverliği ve cesareti,  Toni Hoffmiller’in o içten gelen saflığı onları kulüp üyelerinin kitaptaki en sevdiği kahramanlar haline getirdi. Kekesfalva’nın büyük acısına rağmen geçmişindeki katışıksız bencilliği ve tefeciliği, yaşlı prensesin nedimesine olan kötü davranışları ve karakterinin zorluğu onları bazı kulüp üyelerinin sevmedikleri kahramanlar olarak seçmelerine neden oldu. Ancak kahramanlar sevilsin ya da sevilmesin Zweig tüm kahramanlarını olduğu gibi çok duru ve akıcı bir şekilde anlatmış. Böylece sevin ya da sevmeyin hangi kahramanın öyküsünü okuyorsanız okuyun yinede okuduklarınızdan çok keyif alıyorsunuz.

Kitapta Hoffmiller’in gece gündüz ne yaşarsa yaşasın her sabah görev ve sorumlulukları  gereği güne olduğu gibi başlaması bir çırpıda asker kimliğine bürünmesi, Kekesfalva’nın çok fakir bir çocukluk yaşayıp örneğin sokak lambası altında ders çalışması ancak sonrasında hırs yapıp çok zengin olması, Doktor Connor’un cesurca hayatını hastaları ve bir tek kadın için feda etmesi öyleki iyileştiremediği kör hastasına hayatını adaması hepimizi çok etkiledi.

Güzel olan Zweig’in kendini  kitapta kendini hiç göstermeyip okuyucusunu anlattığı kahramanlarla başbaşa bırakması ve bu şekilde siz kitabı okurken onun bir kitap olduğunu unutmanız. Yazarın dili çok akıcı okurken hiçbirimiz zorlanmadık ayrıca konu ve anlatımıylada kitap çok etkileyiciydi. Kitabın konusu gerçekten çok güzel seçilmiş acımak kavramı iki farklı şekilde çok güzel işlenmişti ve şaşırtıcı bir sonla bitirilmişti okuduğumuzda birçoğumuz Hoffmiller’in yaptığı seçime çok şaşırdık. Tartışırken biz olsaydık nasıl davranırdık diye konuştuk. Edith karakterinin davranışlarını ve sakatlığı yüzünden tüm evdeki herkese hükmetme merakını çok rahatsız edici bulduk ve hepimiz Teğmen’in yaptığı seçimin zor bir seçim olduğunda hemfikirdik.  Ayrıca özellikle belirtmek isterim ben ilk defa bu kitapta hem acıyanın hemde acınanın mağdur durumda olduğuna şahit oldum yani acımak öyle bir duygu olarak karşımıza çıkıyorki acınacak durumda olmak kötü ama acımak zorunda kalmak yani acımakta başlıbaşına kötü durumda kalmaya yol açabiliyormuş.

Sonuç olarak Biz KütüphaneSever Kitap Kulübü olarak Zweig’in bu kitabını okumayı tüm kitap dostlarına öneriyoruz. Akıcı aynı zamanda çok zevkli bir kitap, okurken bir çok şeyi sorgulamanıza sebep olacaktır.

 Kitaba verdiğimiz puan : 10.
 
Yeliz ULUÇAY ÖREN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir