Home / KütüphaneSeverler

KütüphaneSeverler

 

Adnan Ötüken

 

 
 
Adnan Ötüken, 1911 yılında Manastır’da doğmuştur. Babası Dr. Binbaşı Ali Naşit Bey, I. Dünya Savaşında Kafkas Cephesinde şehit düştüğünde Ötüken henüz 7 yaşındadır. Manastırlı avukat Yusuf Efendi’nin kızı olan annesi Lütfiye Hanım, gelecekte modern bir mesleğin öncüsü olacak olan oğlu Adnan Ötüken’i yetiştirmiştir.
Ötüken, öğrenimine İstanbul’da Kadıköy Osmangazi Numune Mektebinde başlamış, 1927–28 ders yılında Kadıköy Ortaokulundan, 1930–31 yıllarında ise İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olmuştur. Ardından İstanbul Yüksek Öğretmen Okuluna devam etmiş, 1934–35 ders yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji ve Fransız Dil ve Edebiyatı Bölümlerini bitirmiştir.
Lider kişiliği daha öğrencilik yıllarında kendini göstermeye başlamıştır. Edebiyat Fakültesi Talebe Derneği Başkanlığı, Milli Türk Talebe Birliği’nde Yönetim Kurulu üyeliği ve daha birçok gençlik kuruluşlarında etkin görevlerde bulunmuştur. Daha o yıllarda İstanbul’da bazı özel liselerde edebiyat öğretmenliği yapmıştır.
“Türk Atasözleri” konulu bitirme tezi ile Fakülteden mezun olmuştur.
Prof. Helmut Ritter’in başkanlığında kurulan Kütüphaneler Tasnif Komisyonu Kâtipliğinde 9 ay çalışmıştır. Gerek tez çalışması sırasında, gerekse Komisyon çalışmasında kütüphaneleri yakından tanıma olanağı yakalamış, kütüphanelerin sorunlarında bizzat gözlemleme fırsatını elde etmiştir.
1936 yılında Yozgat Lisesi Edebiyat öğretmenliğine tayin edilir. Bu dönemde Sabiha Aybar Hanımla evlenir. 1940 yılında ilk kızı Deniz Hanım, 1945 yılında ise ikinci kızı Yıldız Hanım dünyaya gelir.
Aynı yıl Devlet hesabına Kütüphanecilik alanında ihtisas yapmak üzere Almanya’ya gönderilir. Burada kaldığı süre içerisinde Berlin Devlet Kütüphanesinde Kütüphanecilik eğitimi almıştır. Stajlarını ise Berlin Üniversite Kütüphanesinde, Leipzig’de ve diğer Alman kütüphanelerinde tamamlamıştır.
1939 yılı Haziran ayında yurda dönen Ötüken, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Asistanlığına tayin edilir. 3 ay sonra vatani görevini yapmak üzere askere alınır. Yedek subay olarak askerliğini yaptığı sırada “Bibliyotek Bilgisi ve Bibliyografi” adlı ilk kitabını yayımlar.
İki yıl süren vatani görevini tamamlayan Ötüken’in, Takvimler 1 Ekim 1941’i gösterdiğinde Adnan Ötüken, Milli Eğitim Bakanlığında Yayımlar Müdürüdür. Ancak Ötüken’in tek bir ideali vardır: “Türk Milli Kütüphanesini” kurmak. Yaklaşık altı yıl Yayımlar Müdürlüğünde çalışır. Bu dönemde İnönü Ansiklopedisi’ni (bugünkü Türk Ansiklopedisi) yayımlar. Bu yapıtta Kütüphanecilikle ilgili bazı maddeleri kendisi yazmıştır. Bazı maddeleri ise Almancadan dilimiz çevirerek katkıda bulunmuştur. Ayrıca “İslam Ansiklopedisi” ve “Dünya Edebiyatından Tercümeler Serisi” yayımlanmıştır.
Ötüken, bir yandan yayın çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Kütüphanecilik Kurslarına ilişkin çalışmalara başlamıştır.
Mehmet Emin Erişgil’in Dekan Vekili olduğu dönemde, 28 Kasım 1941 tarihli yazı ile kütüphane eğitimi çalışmalarının temeli atılır. İlk kurslar Mart 1942 – Şubat 1943 yılları arasında verilmiştir. 1944 yılında “Kurs Yönetmeliği” kesin şeklini alır ve 1952 yılına değin düzenli olarak kurslar devam eder. Ancak O’nun asıl amacı Kütüphaneciliğimizi bir okula kavuşturmaktır. Milli Kütüphane Kuruluş Kanunu hazırlanırken, “Kütüphanecilik Okulu” açılmasını sağlayacak maddeler bu Kanuna eklenir. Ancak ilgili maddeler Maliye Bakanlığı tarafından tasarıdan çıkartılır. Gerekçe çok basittir: “Kütüphanecilik gibi “basit” bir hizmet için mektep kurulmasının manası anlaşılamamıştır.” Ancak Adnan Ötüken, yılmaz bir insandır. “Kütüphanecilik teknik bir iştir, velev kurs şeklinde olsa bile üniversite tedrisatı arasında yeri olamaz.” denilmesine rağmen, DTCF’de Kütüphanecilik Kürsüsü kurulması için çalışmalarına devam eder ve nihayet 1954 yılında amacına ulaşır.
 Adnan Ötüken, Kürsünün ilk Öğretim Görevlisi olmuştur ve bu önemli görevi Almanya’ya “Kültür Ataşesi ve Öğrenci Müfettişi” olarak gidinceye kadar, 1957 yılına değin sürdürür.
Takvimler 15 Nisan 1946’yı gösterdiğinde Adnan Ötüken’in en önemli ve büyük projesi faaliyete geçer. Zamanın Sanayi Cad. 25 numaralı Yüzbaşıoğlu Apartmanında bulunan Neşriyat Müdürlüğü Bürolarının zemin katındaki bir odaya bir camlı dolap yerleştirerek, Müdürlüğün memurları önünde ufak bir törenle Mehmet Emin Yurdakul’un iki kitabını koyan Ötüken, bir konuşma yapmıştır;
“Bu fidenin yeşerip büyük bir ağaç olacağını, bu ağacın da Milli Kütüphane adını taşıyacağını” belirtmiştir.
Bu küçük oda Milli Kütüphane Hazırlık Bürosudur.
6 Ağustos 1946 tarihinde Recep Peker Hükümeti, Programında “Ankara’da bir Milli Kütüphane kurulması için hemen çalışmalara başlanılacağını” belirtmiştir. 21 Aralık 1946’da Ötüken, Neşriyat Müdürlüğünden ayrılmış, aynı Müdürlüğün Şube Müdürlüğü kadrosundan maaş alarak Milli Kütüphane Hazırlık Bürosunda çalışmalarına devam eder.Zaman içerisinde yapılan bağışlarla materyali çoğalan Büro artık yerine sığamaz duruma gelmiştir. Kocatepe’de Mithatpaşa (o zaman İsmet Paşa) Cad. 43 numaralı beş odalı müstakil bir eve taşınılır. Burada mali kaynak sağlamak adına “Milli Kütüphane Yardım Derneği” kurulur. Ve bir gece dönemin Başbakanı Recep Peker, Büroya gelerek 100.000 TL bağışta bulunur. Ardında da Milli Kütüphane Kuruluş Kanununun TBMM’de görüşülmesini ister. Kanun tasarısı hazırlanır, ancak Tasarıda geçen “Kütüphanecilik Okulu” kısmı Maliye Bakanlığının engeline takılır.  
Bu arada yeni binada da yer sorunu baş göstermiştir. 60.000 kitapla bodrum katına kadar dolunca başka bir yer arayışına gidilir.
MEB Reşat Şemsettin Sirer’le, Maliye Bakanı Halit Nazmi Keşmir’in yardımlarıyla Saraçoğlu Mahallesine Kulüp-Gazino olarak inşa edilmekte olan binaya taşınılır. Hizmetler artık bu binada verilecektir. Ancak sıkıntılar devam eder; personel, bütçe, yakıt vb. 1954 ve 1963 yıllarında inşa edilen ek binalar kütüphanenin yer sorununa çözüm olmuştur.
Ötüken’in Kütüphanecilik kursları ancak 1952 yılına kadar devam edebilmiştir. Çünkü içinde bulunduğu asistan kadrosu “ihtiyaç olduğu gerekçesi” ile alınmıştır. Ötüken, gönüllü olarak kurslarına devam etmiştir.
Yoğun çabalar sonucunda “Kütüphanecilik Kürsüsü” 1954 yılında kurulur ve Ötüken buraya Öğretim Görevlisi olarak atanır.
Adnan Ötüken, Milli Kütüphane Müdürlüğü yanı sıra, Yüksek Öğrenim Genel Müdür Vekilliği, Güzel Sanatlar Genel Müdür Vekilliği görevlerini yürütür. 1957 yılında ise Almanya’da Kültür Ataşeliği ve Talebe Müfettişliği görevi verilir. Ancak bu görevi yapabilmesi için bazı görevlerinden feragat etmesi gerekir. Ankara Radyosunda “Kitap Saati” adlı programı ile DTCF Öğretim Görevliliği sona erer. Artık başka pencereler açılmıştır Ötüken’in önüne. Örneğin; Türk-Alman Kültür İşleri İstişare Kurulu’nun kurucuları ve ilk başkanları arasında yer alır. Bu çalışma kendisine Federal Almanya Hükümeti tarafından “Birinci Sınıf Hizmet Haçı Nişanını” kazandırır.
1960 yılında Türkiye’ye yeniden döndüğünde Milli Kütüphane Müdürlüğüne tayin olur.
1965 yılında ilk Kültür Müsteşarıdır. Bu görevde ilk gerçekleştirdiği çalışma ise Milli Kütüphane’nin Genel Müdürlük olmasıdır.
Çeşitli okullarda edebiyat ve Almanca öğretmenliği yapmıştır; Ankara Yüksek Öğretmen Okulu, Namık Kemal Ortaokulu, Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu
1971 yılında emekli olur ve İstanbul’a yerleşir. Bir yıl sonra 2 Mart 1972’de ani bir kalp krizi ile aramızdan ayrılmıştır.
 
Kaynakça:
 
1- Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni = Bulletin of the Turkish Librarians’ Association. Ankara : Türk Kütüphaneciler Derneği, 1972
2- Ötüken, Adnan,1911-1972. Millî Kütüphane kurulurken /   Ankara : [yayl.y.], 1946
3- Ötüken, Adnan,1911–1972. Milli Kütüphane nasıl kuruldu? /   Ankara : [yayl.y.], 1955
 
Yazan: Tülay ERDURAN- Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi Müdürü, Şubat 2010

 

 

Andrew Carnagie

 

İskoç asıllı ABD’li sanayici ve hayırsever Andrew Carnagie, Amerika’ya göç ettiği ilk yıllarda maden ocaklarında işçi olarak çalışırken okumaya karşı büyük bir ilgi duyar. Gittiği özel bir kulüp kütüphanesinden üye olmadığı için geri çevrilir. Bu durum kendisini son derece üzer ve eğer bir gün zengin olursa servetinin büyük bir kısmını halk kütüphanelerinin yapımına harcamaya yemin eder. Aradan yıllar geçer ve hayal gerçekleşir. Carnagie artık çok zengindir ve sözünü yerine getirmeye başlar. Amerika, Kanada, İngiltere ve Avustralya’da kütüphane binalarının yapımı için milyonlarca dolar harcar ve 2500’den fazla kütüphane yaptırır…

http://en.wikipedia.org/wiki/Carnegie_library 

 

Recai Şeyhoğlu

 

KÜTÜPHANELER İMPARATORİÇESİ TÜRKÜ ANA VE OĞLU…

19 Ekim 2002’ de Bergama’nın Hacıhamzalar köyünde açılan 3600 kitaplı Rasime Recai Şeyhoğlu Kütüphanesi’nden bugüne değin kimler Orhan Kemal’i, Fakir Baykurt’u, Maksim Gorki’yi alıp okudu bilmiyoruz ama köy çocuklarının şairlere ve yazarlara artık yabancı olmadığını öğreniyoruz. Kimden mi?

Emekli öğretmen, yayımlanmış 12 kitabı olan bir yazar, İMECE gazetesi imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü ve bugüne değin İzmir, Manisa ve Balıkesir köylerinde her biri bilgisayarlı toplam 24 kütüphane açmış Recai Şeyhoğlu’ndan…

Her açılış Vali yardımcılarıyla, kaymakamlarla, şairlerle, yazarlarla, gazeteci ve televizyoncularla, eğitimcilerle gerçekleştirilmiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesut Tim

 

ATATÜRK ÇOCUKLARINA ÇAĞRI…
ÖRNEK ALINMASI YA DA DESTEKLENMESİ DİLEĞİYLE…
 
Soru: Sayın Mesut Tim, köy kütüphanesi kurmaktan amacınız nedir?
TİM: Yıllardan beri pek çok gazeteci, yazar insan ülkemizin ve insanlarımızın gelişmesi için çabalar durur. Genelde yapılanları eleştirmek de olsa yaptıkları çoğu zaman bunun da faydası var biraz. Fakat asıl yapılması gereken öncelikle insanların gelişimi için somut adımlar atılması. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu yapıldı. Ne doğru dürüst ulaşım ne de iletişim. O günlerin olanaksızlıklarıyla 40.000 köye okuma odaları kuruldu. Birkaç yıl içinde bu okuma odalarından faydalanan insanların kişilik olarak gelişmesi ve toplumsal bireyler olması yöneticilerin işine gelmedi. Çünkü onlara DÜŞÜNEN, SORAN, SORGULAYAN İNSAN değil KOYUN SÜRÜSÜ lazımdı. Bu yüzden köy enstitüleri, halkevleri ve onlarla birlikte 40.000 köydeki okuma odaları kapatıldı. İNSANIMIZIN gelişmesi engellendi. TÜRKİYE, karanlık bir geleceğe mahkum edildi. Biz elimizden geldiğince pek çok insanın kader dediği bu durumu tersine çevirmek için bu yola baş koyduk. KÖY ÇOCUKLARI KÜTÜPHANELERİ OLUŞTURMA, KÜLTÜR-SANAT VE DAYANIŞMA DERNEĞİ adı altında köylere ATATÜRK ÇOCUKLARI KÜTÜPHANESİ adı altında KÖY KÜTÜPHANELERİ kuruyoruz.
 
Soru: Derneğiniz ne zaman kuruldu, çalışmalarınız hakkında genel bilgi verir misiniz?
TİM: 12 Eylül 2006’da derneğimiz kuruldu. Amaç olarak sadece İzmir köylerinde birer tane kütüphane açmak olarak başladıkları bu gönüllü çalışmanın pek çok yerden istek ve destek gelmesi üzerine tüm Türkiye’ye yaymaya çalışıyoruz. Bunun için de gerek internet ortamında gerekse basında zaman zaman yaptığımız çalışmalar konusunda haberlerimiz oluyor. Şimdiye kadar kütüphanelerimizin hepsini bağış kitaplarla açtık. Yaptığımız çalışmalar topluma duyarlı bazı şirketlerin de ilgisini çekti. Zaman zaman yapılan bağışlarla da önümüzdeki günlerde açılacak kütüphaneler için yepyeni kitaplar alıyoruz.
Şimdiye kadar kurduğumuz kütüphaneler şunlar: 11 Ekim 2006 (İzmir,Urla-UZUNKUYU köyü), 25 Mart 2007 (İzmir, Bayındır – SARIYURT köyü), 8 Ekim 2007 (Rize, Fındıklı – ÇAĞLAYAN köyü). 10 Haziran 2008 (Kiraz – SULUDERE köyü), 28 Şubat 2009 Karabağlar – KAVACIK köyü, 4 Nisan 2009 Ödemiş, HAMAMKÖY, 20 Temmuz 2009 Afyon, Emirdağ ilçesi EKİZCE köyü…
 
Soru: Neden kütüphane kuruyorsunuz?
TİM: Kitap toplayıp göndermekle kütüphane kurmak arasında dağlar kadar fark var. Gönderilen her kitap muhakkak ki faydası olacaktır ama asıl olan kalıcı, köye ait bir KÜTÜPHANE kurmaktır. Bu şekilde köylerde 7’den 70’e herkes bu kütüphaneden faydalanabilecek. Özellikle de köye ait binalarda kütüphane açıyoruz. Çünkü bu kütüphanelerden sadece öğrencilerin değil bütün herkesin faydalanmasını istiyoruz.
 
Soru: Kütüphaneleriniz ne tür kitaplardan oluşuyor?
TİM: ATATÜRK ÇOCUKLARI KÜTÜPHANELERİ adı altında açtığımız köy kütüphanelerinin içinde çeşit çeşit ansiklopediler, Türk ve Dünya klasikleri, çağdaş romanlar, çocuk kitapları, şiir kitapları, dil bilim kitapları, felsefe kitapları, ÖSS, OKS hazırlık kitap ve dergileri, Tübitak kitapları var. Ortalama 3.000 kitaptan oluşan kütüphaneler bunlar.
 
Soru: Son olarak söylemek istediğiniz?
TİM: Biz insanların okuyarak aydınlanacağına, toplumsal bireyler olacağına inanıyoruz. Ve bunun için de ömrümüzün sonuna kadar bu amaç için köylere ATATÜRK ÇOCUKLARI KÜTÜPHANESİ adı altında KÖY KÜTÜPHANELERİ kurmaya devam edeceğiz.
 
Bu amaç için yaptığımız bu çalışmalara herkesi destek olmaya çağırıyorum…
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
0555 585 64 42 – 0232 484 72 72
Kitap göndermek isteyenler için adresimiz:
863 Sokak No: 53/127 Kemeraltı – İZMİR

 

 

4 köy kütüphanesi Yekta Güngör Özden ile, 1 kütüphane ise Tayfun Talipoğlu ve NTV ekibiyle açılmış.

 

Açılışlara Koç Ünversitesi’nden, Sabancı Üniversitesi’nden, İstanbul Goethe Enstitüsü’nden, Yapı Kredi Yayınları’ndan katılanlar olmuş.

 

Davullarla, zurnalarla, halaylarla, şiirlerle olmuş açılışlar. Şairler, şiir dinletileriyle şiir tohumları ekmiş kırsala.. Rahmetli Dinçer Sezgin bu yolculuklara 7 – 8 kez tanıklık yapanlardan..

 

‘Türkü Ana’ Rasime Şeyhoğlu her bir açılışta ya şiir, ya deyişler okumuş. Bazen de türkü söylediği olmuş.

 

Zaten, her şey onun 2002’de Dilkökü kanserine yakalanmasıyla başlamış. Oğul Recai Şeyhoğlu, annesinin ölüvereceği korkusuyla “Sen ölmeyeceksin. Adını dağlara taşlara kazıyacağım!” demiş annesine.

 

Şimdi 22 köyde ve 2 kahve kitaplığında(maalesef 2 kahve de kapatılmış) Rasime teyzenin adı yaşıyor oğluyla birlikte.

 

2010’da da 4 köy kütüphanesi açılacak ve Rasime teyze artık ulusallaşacak. Çünkü, kütüphanelerden biri Tokat’ın Almus ilçesinin Ataköy beldesinde, bir diğeri Aydın’ın Bozdoğan ilçesine bağlı Olukbaşı köyünde açılıyor. Diğer ikisi de Balıkesir ve Manisa köylerinde.

 

Tokat açılışının tarihi şimdiden belli. 15 Mayıs 2010.

 

Oğul Recai Şeyhoğlu çağrılı olarak gittiği İsveç’te, Malmö Çikolata Fabrikasında ve Malmö Şehir Kütüphanesinde Rasime Recai Şeyhoğlu Kütüphanelerini anlatmış. Yani, evrensele giden yolda adımlar atmış.

 

Yaptıkları iş İzmir’de, Ege Bölgesinde bir İLK değil.. Türkiye’de İLK!

 

Rasime Şeyhoğlu, 2005 yılında İstanbul Türk Kütüphaneciler Derneği Tarafından Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde ‘Yılın Kütüphane / Kütüphaneci Dostu , Seçilmiş. Bu ödül 2004’te ise Doğan Hızlan’a verilmiş.

İstanbul Valisi Muammer Güler tarafından kabul edilmişler, ağırlanmışlar ve ödüllendirilmişler. Bilgi Üniversitesi’nde konferans vermişler, CNN TÜRK tarafından Haftanın kahramanı ilan edilmişler.

İzmir’i Sevenler Platformu, Türk Milli Olimpiyat Komitesi, İzmir Özel Ekin Lisesi tarafından ödüllendirilmişler, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu tarafından 2007 yılının Dünya Şiir Günü’nde Çankaya Köşkü’nde ağırlanmışlar ve son olarak Türk Kütüphaneciler Derneği İzmir Şubesi Tarafından onur ödülüyle ödüllendirilmişler.

Açtıkları kütüphanelerin önlerine Homeros, Orhan Kemal, Rıfat Ilgaz, Turgut Özakman, Fazıl Say, Cahit Arf, Burçin Büke, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal, Ruhi Su adlarına çınar, çam ve ıhlamur fidanları dikmişler.

İstanbul’da, Manisa’da ve İzmir’de kütüphane fotoğraflarından oluşan sergiler açmışlar.

Dernekleşip, tüzel kişiliğe bürünmüşler. Rasime – Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri Geliştirme, Kültür ve Dayanışma Derneği.

Manisa’nın Üçpınar beldesinde Rasime – Der olarak ÜÇPINAR YAZÖNÜ ŞENLİĞİ düzenlemişler. Manisa Valisi de şenliği onurlandırmış. Devlet sanatçısı Ayşe Deniz Çebi bu şenlikte aryalar söylemiş. Köylüye hem halk müziği, hem gitar dinletisi hem de arya dinletisiyle hoş saatler yaşatılmış.

Kütüphaneleri tanıtmak, etkinliklerini anlatmak için ayda bir yayımlayacakları ‘Aydınlanma yolunda İMECE’ gazetesini çıkarmışlar ve her sayısını kütüphane açtıkları köylere, belediyelere, edebiyat dergilerine, il halk kütüphanelerine, Cumhurbaşkanlığına, Kültür ve Turizm Bakanlığına, gazetelere, kanaat önderlerine göndermişler.

Eski Kültür Bakanı Atilla Koç tarafından Ankara’da ödüllendirilmişler ve Kütüphane haftası etkinliklerinde Düzenleme Kurulu üyesi olarak İzmir’de etkin görevler üstlenmişler.

Konak Belediyesi’nde ve Çiğli Belediyesi’nde düzenlenen etkinliklerde oğul Recai Şeyhoğlu öğrencilere ve belediyecilere seslenip kitabı, kütüphaneleri sevdiren konuşmalar yapmış.

Ege Rotary Kulüp ve Urla Rotary Kulüp tarafından davet edilerek rotaryenlere konferans vermişler, bilgi alışverişinde bulunmuşlar. İzmir Tüyap Kitap Fuarına katılarak KÖYLERDE RÖNESANS adını verdiği kitabını imzalamış, Edebiyatçılar Derneği ile ortaklaşa panel düzenleyerek özgün bir aydınlanma modeli olan Rasime Recai Şeyhoğlu Kütüpanelerini anlatmışlar. Emekli Vali Yardımcısı Fahir Işıksız, PEN İzmir Temsilcisi Hayri K. Yetik, şair – yazar Dinçer Sezgin, şair – yazar Tahsin Şimşek ve Sosyolog Selim Karyelioğlu ile..

Geceli gündüzlü çalışarak hazırladığı KÖYLERDE RÖNESANS kitabı için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı İzmir – Sanat’ta kokteyl düzenlemiş, katkıda bulunmuş.

Hacıhamzalar’da başlayan kitabın kırsala olan yolculuğunda TRT, Doğan Haber Ajansı, Anadolu Ajansı, İhlas Haber Ajansı, Yeni Asır, Ege Tv, Sky Tv onları hiç yalnız bırakmamış, omuz vermiş.

TRT, NTV, Sky Tv, İzmir Tv özel programlar yapmış.

Özellikle Hakan Tartan, Hürriyet’te hep yer almasını sağlamış.

TRT ve Anadolu Ajansı ile kütüphanelerin açıldığı köyler.(Bağyolu, Maldan, Üçpınar) ziyaret edilmiş, köylülerle röportajlar yapılmış ve köylülerin kütüphanelere sahip çıkmaları halinde aydınlanacakları düşüncesi hissettirilmiş ve Rasime Recai Şeyhoğlu Kütüphanelerinin özgün bir aydınlanma – aydınlatma modeli olduğu kamuoyuna yansıtılmış.

Hürriyet’ten Doğan Hızlan, Yeni Asır’dan Yılmaz Karakoyunlu özellikle bu temayı işlemiş köşelerinde.

Yeni Asır’da Selamettin Bayındır köşesini olduğu gibi iki kez bu kütüphanelere ayırmış ve bir başlığı şöyle atmış: “Şeyhoğluna Devlet Madalyası”

Sözcü’de Yekta Güngör Özden, Hürriyet’te Oktay Ekşi, Akşam Ege’de Gürol Tonbul ve Erkan Sevinç, Haber Ekspres’te Aydın Bilgin, Tuncer Beybağa, Gazetem EGE’de Bünyamin Dobrucalı, Yeni Asır’da Necdet Kestelli ve Suat Çağlayan köşe yazılarıyla desteklemişler ana – oğul Şeyhoğullarını..

Birgün gazetesi yaptığı fotoğraflı haberle, Evrensel’de Bülent Habora açılışlardaki coşkuyu dile getirerek okurlarını bilgilendirmişler.

İzmir LİFE yaptığı uzun uzun röportajla, Zaman gazetesi ve Türkiye Gazetesi de ana – oğula ve açılışlara yer verdiği haberleriyle kütüphaneler zincirini bir yaşam gerçeğine çevirmişler.

İzmir’in Bozyakası’nda bir kahve kitaplığının açılışında Muzaffer İzgü, şöyle seslenmiş kahvedekilere:

“Rasime Şeyhoğlu kütüphaneciler imparatoriçesidir. Recai Şeyhoğlu da kütüphaneler imparatorudur!”

Yazarlar, kamu vicdanının sesidir. Muzaffer İzgü, ne güzel söylemiş…

Kendilerine bağışlanan 2, 15, 100 kitabı İmece’de haber yapan, 100 kitap bağışlayanın adını pirinç isimliklerle raflarda yaşatan, MARKA olmuş bu ana – oğulu alkışlamak yerine, onlara omuz verelim diyesi geliyor insanın.

O bizi imeceye çağırıyor. Ne duruyoruz?

 

Kaynak: Arslan Bayır / Güncel Sanat Dergisi, (yıl 1 Sayı 1 2010)-Alanya   

About admin

Check Also

Stefan Zweig’ın “Acımak” isimli kitabının buluşma notları

 

24 Şubat 2013 Pazar

KütüphaneSever Kitap Kulübü

Stefan Zweig “Acımak” Buluşması Notları

Stefan Zweig/ Acımak

Bazı arkadaşlarımızın ilk defa tanıştığı bazılarımızın biyografilerinden ve romanlarından tanıdığı Stefan Zweig Acımak kitabı ile sanırım hepimizi büyüledi dersem abartmış olmam. Kulüp üyeleri olarak kitaptan sevdiğimiz kısımları tartışırken gözlerimizin parladığını hatırlıyorum insanın gerçekten edebi tat alarak bir kitabı okuyabilmesi çok büyük bir keyif ve bu kitap bunu size sonuna kadar yaşatıyor.

Doktor Cannor’un fedakarlığı ve cefakarlığı, Balinkay’ın eski arkadaşlarına yani meslektaşlarına olan yardımseverliği ve cesareti,  Toni Hoffmiller’in o içten gelen saflığı onları kulüp üyelerinin kitaptaki en sevdiği kahramanlar haline getirdi. Kekesfalva’nın büyük acısına rağmen geçmişindeki katışıksız bencilliği ve tefeciliği, yaşlı prensesin nedimesine olan kötü davranışları ve karakterinin zorluğu onları bazı kulüp üyelerinin sevmedikleri kahramanlar olarak seçmelerine neden oldu. Ancak kahramanlar sevilsin ya da sevilmesin Zweig tüm kahramanlarını olduğu gibi çok duru ve akıcı bir şekilde anlatmış. Böylece sevin ya da sevmeyin hangi kahramanın öyküsünü okuyorsanız okuyun yinede okuduklarınızdan çok keyif alıyorsunuz.

Kitapta Hoffmiller’in gece gündüz ne yaşarsa yaşasın her sabah görev ve sorumlulukları  gereği güne olduğu gibi başlaması bir çırpıda asker kimliğine bürünmesi, Kekesfalva’nın çok fakir bir çocukluk yaşayıp örneğin sokak lambası altında ders çalışması ancak sonrasında hırs yapıp çok zengin olması, Doktor Connor’un cesurca hayatını hastaları ve bir tek kadın için feda etmesi öyleki iyileştiremediği kör hastasına hayatını adaması hepimizi çok etkiledi.

Güzel olan Zweig’in kendini  kitapta kendini hiç göstermeyip okuyucusunu anlattığı kahramanlarla başbaşa bırakması ve bu şekilde siz kitabı okurken onun bir kitap olduğunu unutmanız. Yazarın dili çok akıcı okurken hiçbirimiz zorlanmadık ayrıca konu ve anlatımıylada kitap çok etkileyiciydi. Kitabın konusu gerçekten çok güzel seçilmiş acımak kavramı iki farklı şekilde çok güzel işlenmişti ve şaşırtıcı bir sonla bitirilmişti okuduğumuzda birçoğumuz Hoffmiller’in yaptığı seçime çok şaşırdık. Tartışırken biz olsaydık nasıl davranırdık diye konuştuk. Edith karakterinin davranışlarını ve sakatlığı yüzünden tüm evdeki herkese hükmetme merakını çok rahatsız edici bulduk ve hepimiz Teğmen’in yaptığı seçimin zor bir seçim olduğunda hemfikirdik.  Ayrıca özellikle belirtmek isterim ben ilk defa bu kitapta hem acıyanın hemde acınanın mağdur durumda olduğuna şahit oldum yani acımak öyle bir duygu olarak karşımıza çıkıyorki acınacak durumda olmak kötü ama acımak zorunda kalmak yani acımakta başlıbaşına kötü durumda kalmaya yol açabiliyormuş.

Sonuç olarak Biz KütüphaneSever Kitap Kulübü olarak Zweig’in bu kitabını okumayı tüm kitap dostlarına öneriyoruz. Akıcı aynı zamanda çok zevkli bir kitap, okurken bir çok şeyi sorgulamanıza sebep olacaktır.

 Kitaba verdiğimiz puan : 10.
 
Yeliz ULUÇAY ÖREN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir